

Ana Sayfa
Profilim
Arsiv
Son Yazılarım
5 güzel vecize
mektup (Merhum) Zübeyir GÜNDÜZALP
5 AYET
beş hadis
Hadisler
Hergün beş Hadis
CEHENNEM RESİM (AYET)
Ayetler
kardeşimin hediyesi
DİNİ SÖZLER
|
9/12/2007 ·
YERYÜZÜNDEKİ İŞARETLER
YERYÜZÜNDEKİ İŞARETLER
Bir ayette Allah, "... herşeyi yarattığını, ona bir düzen verdiğini ve belli bir ölçüyle takdir ettiğini" bildirmektedir. (Furkan Suresi, 2) Yeryüzünde, bu kusursuz düzene ve ölçüye dair sayısız işaret vardır. Canlı-cansız tüm varlıklar ve sistemler bu olağanüstü düzeni açıkça göstermekte, mükemmel yapılarıyla tesadüfen oluşamayacaklarını ortaya koymaktadırlar.
Güneş ile Dünya arasındaki mesafe, atmosferdeki gazların ideal oranları, güneş ışığının özelliklerinin bitkilerin fotosentez yapmasına tam uygun olması, dağların yeryüzünü sabitleyici özellikleri, gece ile gündüzün oluşumu, suyun canlı yaşamına birebir uyumlu bir madde olması, hayvanların, meyvelerin, sebzelerin, bulutların, rüzgarın varlığı, hücrelerimizin muhteşem özellikleri, DNA'nın yapısı....
Tüm bunlar Allah'ın üstün sanatının yalnızca birkaç örneğidir ve bize Rabbimiz'in gücünün sınırsızlığını göstermektedir.
 |
 |
|
Allah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Gerçekten bunda basiret sahipleri için birer ibret vardır. (Nur Suresi, 44) O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır. (Furkan Suresi, 47) |
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, Ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha; (Tekvir Suresi, 17-18) |
|
|
 |
|
... Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir... (Araf Suresi, 54) Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33) |
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29) Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir... (Nur Suresi, 64) |
 |
 |
|
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88) |
O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor. (Furkan Suresi, 59) Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir. (Lokman Suresi, 26) |
|
|
|
|
Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 12) |
Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de. Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 13) |
 |
 |
|
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Rum Suresi, 26-27) |
Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Secde Suresi, 4) O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30) |
|
|
|
|
(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse... |
...bir ağacını bitirmek mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. (Neml Suresi, 60) |
 |
 |
|
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır." (Sad Suresi, 66) Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü O, her şeyi bilendir. (Şura Suresi, 12) |
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaıdır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi, 36) Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Kendisi'nin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz. (Zuhruf Suresi, 85) |
 |
 |
|
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız: "Onları üstün ve güçlü olan, bilen (Allah) yarattı" diyecekler. Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti. (Zuhruf Suresi, 9-10) |
Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı? (Yasin Suresi, 34-35) |
 |
 |
|
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı... (Lokman Suresi, 10) Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Kaf Suresi, 7) |
Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36) Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur... (Casiye Suresi, 36-37) |
 |
 |
|
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir ... (Hadid Suresi, 4) |
... Gökten üzerlerine sağanak yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık... (Enam Suresi, 6) ... Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin." (Nuh Suresi, 12) |
HARUN YAHYA NIN SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.
7/11/2007 ·
GÜLLER SULTANINDAN ;
ON NASİHAT
1-) Hergün okuyabildiğin kadar Kur'an oku, Peygamber (sav)'e de salatı çokca getir.
2-) Beş vakit namaz ile velevki iki rekat ta olsa gece ve kuşluk namazına devam et.
3-) Üzerine farz olan zekatı ver. Az da olsa hergün sadaka ver. Eğer verecek bulamaz
isen bu vazifeyi güzel söylemekle yerine getir. Ramazan orucu ile beraber her ayda
üçgün oruç tut.
4-) Allah'ın sevdiklerinden olmak istemez misin? Peygamber'in Muhammed (sav)'i,
O'nun Ailesini sev, anne ve babaya iyilik yap.
5-) Sen:" Ya Rabbi, Ya Rabbi" deyipte, Allah'ın: "Evet Ey kulum, iste istediğin verilir"
dediği kimselerden olmak istemez misin?Ohalde yiyeceğini temizle ki duan kabul olsun. İnsanlara kendinden daha insaflı ol. İnsanlara güzel ahlakla davran.
6-) Duası kabul edilenlerden ve Kıyamet günü sayfası nurla parlayanlardan olmayı istemez
misin? Kalbini temizle, "La İlahe İllallah" zikrini çok yap, günahlarına, mü'min erkek ve
mü'min kadınlar için tevbe ve istiğfar yap. Allah'ı hatırlamaktan habersiz olanlardan olma.
7-) Allah'a hamdeden, şükreden, O'na yakın olanlardan olmak istemez misin? Şu var ki kul:
El-Hamdülillah, derse, Allah: " Kulum Bana hamdetti, Bana şükretti" der. Ohalde:
el-Hamdülillahi ve Selamün ala İbadihillezinestafa" zikrini çokça yap.
8-) Allah'a şükredenlerden ve Allah'ın neslini islah ettiği kimselerden olmayı istemez misin?
Ohalde şu iki ayetteki duaya devam etmelisin:
A-) " Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin nimete şükretme, Senin beğeneceğin faydalı
bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve Rahmetinle beni iyi kullarının arasına koy". (Neml:19).
B-) " Rabbim beni, bana ve anama, babama verdiğin nimete şükretmeye razı olacağın yararlı
işleri yapmaya sevkeyle, benim için neslimden de salahı devam ettir. Ben Sana yöneldim, Sana
teslim oldum." (Akaf:15).
9-) Hem dünyanı hem ahiretini toplayan şeyi sana göstereyim mi? Ohalde Allah'ınemirlerini
gücün yettiği kadar yerine getirmeye çalış: " Ey insanlar, ruku edin, secde edin, Rabbinize
ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. " (Hac:77).
10-) Bütün herşeyin özünü göstermemi ister misin? " Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru
istikamet üzere ol. "
Ey Rabbimiz ! Rasulünü anışımızdan haberdar et ! O na binler salât,binler selâm olsun. Habibine Makam-ı Mahmudu ver, O na vesileyi lûtfet... O nu Refik-i Alaya yükselt, Bizi de affet....
7/10/2007 ·
Link
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE
Su boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?En kesif orduların yükleniyor dördübeşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara' ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayasızca tahassüd ki ufuklar kapalı!Nerde-gösterdiği vahşetle " bu, bir Avrupalı Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,Varsa gelip açılıp mahpesi, yahut kümesi Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-i beşer, Kaynıyor kum gibi... mahşer mi, hakikat mahşer.Yedi iklimi cihanın duruyor karşısında Ostralya' yla beraber bakıyorsun: Kanada!Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk; Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk. Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...Hani, taunada züldür bu rezil istila! Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-u asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına. Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...Medeniyyet denilen kahpe, hakikat,yüzsüz. Sonra mel' undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülkü harab.Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a' makı;Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin: Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam; Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: savrulur enkaz-i beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak; Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.Top tüfekten daha sık, gülle yağanmermiler.. Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;Alınır kal' a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram? Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.Sarılır, indirilir mevk-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-u beşer;Bu göğüslerse Huda' nin ebedi serhaddi; "O benim sun'-u bediim, onu çiğnetme! " dedi. Asım’ın nesli.diyordum ya.nesilmiş gerçek;İşte çiğnetmedi namusunu,çiğnetmeyecek Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düsmüs,asker!Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid' i Bedr' in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?" Gömelim gel seni tarihe!"desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap..Seni ancak ebediyyetler eder istiab. "Bu, taşındır" diyerek Kabe' yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Ebr-i nisani açık türbene çatsam da tavan,Yedi kandilli Süreyya' yı uzatsam oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağbiri, akşamları,sarsam yarana.Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini;Şark’ın en sevgili sultanı Selahaddin' i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran..Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;Sen ki,ruhunla beraber gezer ecrami adin Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın...Heyhat!.. Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey sehid oğlu sehid, isteme benden makber,Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmed Akif Ersoy
29/9/2007 ·
|
TÖVBE EDENLER
Tevbe veya tövbe; yaptığı kötülükten pişmanlık duymak, bir daha yapmamaya karar vererek, Cenâbı Allah'tan af dilemektir. Yalnız günah işlemiş olanların değil, bütün mü'minlerin günahlardan arınarak kurtulmaları, ancak tövbe etmekle mümkün olur. Tövbe, bir kulluk görevidir ve her zaman yapılması gerekli bir ibadet şeklidir. Hucurat 49/11: " Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimdir. "
ALLAH TÖVBE EDENLERİ SEVER
2/222: ... Allah, çok tövbe edenleri sever... 9/118: ... Şüphesiz ki Allah TEVVÂB'tır, Tövbeleri çok kabul edicidir, RAHÎM'dir, merhameti sınırsızdır.
Tövbe edenler, Cenâbı Allah'ın sevgisi ile yücelmiş mutlu benliklerdir. Onlar Allahü Teâlâ'ya yönelerek her zaman çok ve pek çok tövbe ederek kulluk görevlerini yerine getirirler. Cenâbı Allah'ın bir isim sıfatı da tövbeleri çok kabul eden, tövbe nasip eden, Kendisine yönelenleri karşılıksız bırakmayan anlamında TEVVÂB oluşudur. Tevvâb'lık ve kuldaki " tövbe etme " ilişkisi, bir yaratılış yasası olarak her zaman devam etmektedir. Kul, bilip bilmediği günahlardan dolayı Cenâbı Allah'a sığınarak tövbe edecek ve çok affedici ve merhametli olan Yüce Allah'da kulunu bağışlayacaktır.
AF DİLEMEK BİR İBADET ŞEKLİDİR
24/31: ... Ey mü'minler, hepiniz topluca Allah'a tövbe edinki kurtuluşa erebilesiniz. 51/81: Takva sahipleri seher vakitlerinde af dilerlerdi.
Tövbe, sadece günahlardan kurtulma değil, aynı zamanda bir ibadet şeklidir. Cenâbı Allah, bütün mü'minleri tövbe etmeye çağırmaktadır. Allahü Teâlâ'ya sığınarak tövbe etmek, aynı zamanda imanın kuvvetlenmesini de gerçekleştirir. Böylece bilip bilmediği günahlardan affa erişen mü'min, günahsız olarak bir üst mertebeye çıkarak yücelecektir. Hadis de: " Tövbe eden hiç günah işlememiştir. " diye buyrulması tövbenin önemini vurgulamaktadır.
Kur'ân; kemale ermiş benliklerin temsilcisi takva sahiplerinin tövbe ibadetlerini gecenin son üçte biri olan seher vakitlerinde yaptıklarını belirtmektedir. Tövbe, günün her vaktinde yapılırsa da seher vakti; dua, af ve merhametin kabulü bakımından çok önemli bir zaman dilimidir. Peygamber Efendimiz : " Ben her gün 70 defadan çok tövbe ederim. " diye buyurmakla tövbenin her zaman yapılması gereğine açıklık getirmiştir.
TÖVBE İLE İMANA YÖNELİŞ
5/74: Halâ Allah'a yönelip tövbe ederek O'ndan af dilemiyorlar mı?... 9/126: İman etmeyenler her sene bir veya iki defa çeşitli belâlara çarptırılarak imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Böyle iken yine tövbe etmiyorlar, ibret almıyorlar. 7/153: Günahları işledikten sonra tövbe edip imana sarılanlara gelince, tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.
Cenâbı Allah, birçok ayetlerle günahkarları ve yanılgı halindeki insanları tövbe etmeye çağırıyor. Onlar görmüyorlarmı ki, her sene bir iki defa çeşitli belalar ile sınava tabi oluyorlar. Hastalık, kaza, sıkıntı v.s. onları perişan ediyor. Halâ tövbe etmiyor, gerçekleri göremiyorlar. Ancak kalplerinde iman ışığı yanar da; " Suçluyum, kötülük yaptım, pişmanım, vazgeçiyorum. " derlerse durum değişir. O zaman Allah'ı çok affedici ve çok merhamet edici bulacaklardır. Cenâbı Allah'a giden yolda bir köprü durumunda olan tövbe etme sırrı, imanı gönlünde hissetmenin de bir neticesidir.
SEN AFFETMEYİ ESAS AL
7/199: Sen affetmeyi esas al... 42/40: Kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ödülünü bizzat Allah verir... 3/134: Takva sahipleri... insanların kusurlarını affederler. Allah da o iyilik edenleri sever. 24/22: Affetsinler, hoş görsünler. Allah'ın sizi affetmesini istemez misiniz?
Kur'ân yapılan bir kötülüğe, ancak eş ve dengi bir cezayı öngörmekte, adaletin böylece işleyeceğini açıklamaktadır. Kötülüklerin karşılığı olarak ceza verilirken, haddi aşarak zulüm de yapılmama lıdır. Ancak, affetmeyi esas almanın ödülü ise bizzat Cenâbı Hakk tarafından verilir. En sevgili kul olan takva sahipleri; kendilerine yapılan kötülükleri ve kusurları, ceza vermeye güçleri yettiği halde, hep hoş görmeyi ve affetmeyi tercih ederler. Nasıl ki Allahü Teâlâ bizlerin günahlarını affediyorsa, sen de affı tercih ederek barışmayı esas al.
RAHMETİMDEN ÜMİT KESMEYİN
39/53-54: De ki : Ey günah işlemekte haddi aşarak kendilerine zulmetmiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O; çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Öyle ise azap yakanıza yapışmadan Rabbinize dönüp O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. 23/118: Şöyle yakar: Rabbim! Affet, merhamet et, Sen merhametlilerin en hayırlısısın.
İslâm bilginleri bu ayeti, kulun işlemiş olduğu en büyük günahlarını bile affedebileceğinin müjdesi olarak görmüşlerdir. Bu suça teşvik değil, insanların en kötü şartlarda bile Cenâbı Allah'a sığınmak sureti ile af edilebileceklerinin bir kanıtıdır. Şu halde bütün günahlar, hatta şirk (Allah'a ortak koşma) bile Yüce Yaratıcı'nın sonsuz rahmetinin lütfu olarak tövbe ile affedilmektedir. Nisa 4/116: " Doğrusu, Allah Kendine şirk koşulmasını asla bağışlamaz..." ayetinin hüküm ihtiva etmesi, kulun af dilemediği takdirdedir. Yoksa tövbe edildiği zaman Cenâbı Allah'ın affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Ancak kul, aynı suçu bir daha tekrarlamamalıdır.
TÖVBELERİ ASLA KABUL EDİLMEZ
3/90: İmanlarının arkasından inkâr yoluna sapmış, sonra da inkârlarında daha da azıtmış kimselerin tövbeleri asla kabul edilmez. Onlar sapıkların ta kendileridir.
İman ettikten sonra; nankörlük ederek hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapanlar ve sonra inkârlarında daha da ileri gidenler için sonsuz kurtuluşlarını sağlayacak tövbe yolu onlara tamamiyle kapatılır. Çünkü onlar, ne yaptığını bilmeyen sapıklardan başkası değildir. Kur'ân inkâr etmeyi adet haline getirenler için kalbin mühürlenmesi ifadesini kullanmaktadır. Araf 7/101: "... Allah, inkar etmeyi adet haline getirenlerin kalblerini işte böyle mühürler. "
ÖLÜM DÖŞEĞİNDE TÖVBE
10/90-91: Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu azgınlık ve düşmanlıkla onları izlemekteydi. Nihayet suda boğulmaya başlayınca: " İnandım; gerçekten İsrailoğullarının iman ettiğinden başka tanrı yok. Ben de O'na teslim olanlardanım. " dedi. Ona: " Şimdi mi iman ediyorsun? Halbuki bundan evvel isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. " dendi. 4/18: Devamlı kötülük yapıp da herbirine ölüm gelince: " İşte ben şimdi tövbe ettim. " diyenler için tövbe yoktur. Kâfir olarak ölenlere de tövbe yoktur. Böylelerine Biz korkunç bir azab hazırladık.
Kur'ân; kötülükleri yapıp yapıp da, ölümün acı gerçeği ile can çekişirken " İman ettim " demenin geçersiz olacağını açıklamaktadır. Ancak akıl ve şuur yerinde iken ve ölüm ile karşılaşmadan daha evvel, Cenâbı Allah'a sığınması, tövbe ederek de iman etmesi ile af gerçekleşebilir.
SABIR EDENLER |
« Önceki :: Sonraki »
|